Danışma Hattı

0539 890 59 50

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

AYRILMA KAYGISI  BOZUKLUĞU

Son yıllarda yapılan çalışmalar bireyin kişiliğinin oluşmaya başladığı bebeklik dönemi üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştır. Bebeklik döneminde kişiliğin oluşmaya başladığı ve hayatın erken dönemlerindeki yaşantıların ileriki yılları etkilediği belirlenmiştir. Yıllar önce ünlü psikanalist Freud bunu belirtmiş, yapılan çalışmalar Freud’un haklılığını ortaya çıkarmıştır. Freud, bebeklik dönemindeki yaşantıların uygun şekilde yaşanmaması durumunda etkilerinin yaşam boyu süreceği üzerinde durmuştur (Yıldız, 2008).

Ayrılma kaygısı taşıyan çocuklar, herhangi bir nedenle asıl bakımı sağlayan kişiden ayrılmak zorunda kaldıkları zaman çok sarsılırlar. Şiddetli durumlarda çocuk ebeveynin gözünün önünden ayrılmamak için odadan odaya onu izleyebilir. Yaygın olarak çocuk okula gitmekten kaçınır, anne-babasının onu dışarı çıkarmak istemeleri halinde sarsılır, başka bir evde gecelemeyi reddeder ve her zaman ebeveyni ile birlikte kalmak ister. Bazı çocuklar ayrı düştükleri zaman mide ağrılarından ya da fiziksel rahatsızlıklardan yakınırlar ve pek çoğunda öfke nöbetleri görülebilir. Bu davranışlarının nedeni, ayrıldıkları zaman ebeveynin ya da çocuğun başına korkunç bir şey geleceği ve bunun sonucunda birbirlerini bir daha hiç göremeyecekleri korkusu gibi görünmektedir (Sevi Tok, 2015).

Bu bozukluğu olan bireyler her evden ya da bağlandıkları kişilerden ayrıldıklarında yineleyici bir biçimde aşırı sıkıntı ve kaygı yaşarlar. Bağlandıkları başlıca kişilerden ayrıldıklarında bu kişilerin nerede olduklarını bilmeye ve onlarla ilişki içinde olmaya (örneğin telefon ile görüşmeleri) gereksinim duyarlar. Eve dönme özlemi içindedirler ve sürekli yeniden birleşme düşleri kurarlar (Yıldız, 2008).

Bağlandıkları kişilerden ayrıldıklarında kendilerinin veya bağlandıkları kişilerin bir kaza geçirecekleri ya da sağlık sorunları olacaklarına ilişkin sürekli ve aşırı bir kaygı yaşarlar. Bu bozukluğu olan çocuklar sıklıkla kaybolma ve anne babasına bir daha kavuşamama korkusu yaşarlar. Tek başına evden veya bildik çevreden uzağa bir yere yolculuğa çıktıklarında huzursuzlanırlar ve tek başlarına bir yere gitmekten kaçınırlar. Okul ya da kampa katılmaya karşı çıkarlar, arkadaşlarının evine ziyarete gitmez ya da orada uyumazlar, ufak tefek işler için bile evden çıkmazlar. Bu çocuklar odada tek başına oturamazlar, yapışkan davranışlar gösterirler, evde ana babalarının çevresinde dolaşırlar ya da onları bir gölge gibi izlerler (Yıldız, 2008).

Bu bozukluğu olan çocuklar uyku zamanı zorlanırlar ve uyuyana kadar yanlarında birinin olmasını isterler. Gece boyunca kendi yollarını bir şekilde anne ve babalarının (ya da kardeşleri gibi, önemli başka bir kişi) yatağına göre ayarlar, anne ve babanın yatak odasına gitmeleri yasaklanmış ise oda kapısının önünde uyuyabilirler. Korkularını yansıtan (örneğin bir yangında, cinayette ya da büyük felakette ailenin zarar görmesi) gece kabusları görebilirler. Ayrılıkta ya da böyle bir ayrılık beklendiğinde karın ağrıları, baş ağrıları, bulantı ve kusma gibi bedensel yakınmaları olur. Çarpıntı, baş dönmesi ve halsizlik hissi gibi belirtiler küçük çocuklarda nadir olmakla birlikte daha ileri yaştaki bireylerde yaygın olarak gözlenebilir (Yıldız, 2008).

Bebeklikte Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

Bağlanma kuramının dayanak noktası, bebeklerin doğdukları andan itibaren hayatta kalabilmek için gereksinimlerini karşılayan kişi ile kurduğu ilişkidir. Bebeğin doğar doğmaz sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını karşılaması için başvuracağı kişi annesi olacaktır. Kurama göre, ilk yıllarda anne ile kurulan ilişki daha sonraki yıllarda diğerleriyle de kurulan ilişkinin niteliğini belirlemede etkilidir ve bu yüzden çok önemlidir. Anne, bebeği ile kurduğu bağ aracılığı ile onun dış dünyayı inceleyebileceği ve gerektiğinde, kendini tehlikede hissettiğinde geri dönüşler yapabileceği güvenli bir sığınak oluşturmaktadır (Küçüködük, 2015).

Buna göre bağlanma figürü ile yoğun bir bağ kuran ve kısa bir süreliğine de olsa ayrılık yaşayan bebeklerin tepkileri şöyledir: 

İlk olarak protesto aşaması yaşanır. Bebek bu aşamada annenin yokluğuna karşı aşırı bir tepki göstermekte ve ağlamakta, etkin araştırmayı bırakmakta ve diğerlerine karşı direnç göstermektedir. İkinci aşama umutsuzluk aşamasıdır. Bu aşamada bebek her şeye karşı ilgisiz kalmaktadır ve yaşanan acı nedeniyle mutsuzdur. Son olarak kopma, inkâr ya da ayrılma aşamasından söz etmek mümkündür. Kopma, bebeğin bakım vereni aramaktan vazgeçmesi ve artık ona bağlı olmamasıdır. Bu aşamada gösterilen tepkiler, var olan durum karşısında bebeğin başa çıkma davranışı olarak ifade edilmiştir. Bebek anneyi aramaktan vazgeçmektedir. Bebek daha önceki tepkilerini unutur ve annesi olmadan yaşamını sürdürmeye devam eder. Ancak, bebeklikte yaşanan ayrılık kaygısı bağlanma figürüne ulaşamamış olan bebek için ortaya çıkarılan bir başa çıkma davranışı olarak ele alınabilir (Küçüködük, 2015).

Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

Yaşamın ilerleyen dönemlerinde de bağlanma davranışının ve bağlanma örüntülerinin nasıl şekillendiği ve kişinin ilişkilerini nasıl etkilediği üzerinde durulmuş ve çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla, çocukluk ve ergenlik, bağlanma davranışını incelemek için ele alınan dönemlerden olmuştur. Bu dönemlere özgü olarak araştırmacılar, bağlanmanın nasıl bir yere ve öneme sahip olduğu sorusundan yola çıkarak bağlanma davranışının gelişimi ve değişimini ölçmeye yönelik birçok çalışma yapmışlardır. Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde bilişsel yetilerde değişiklik ve soyut düşünme becerisinin kazanımı ile birlikte bazı temel benzerliklere karşın bağlanma ilişkisi de farklılaşmaya başlamaktadır. Yapılan tüm araştırmalar kapsamında ve gelişim kuramları çerçevesinde çocuk ile ebeveyn arasında kurulan ilişkinin her dönemde kritik bir role sahip olduğu söylenebilir (Küçüködük, 2015).

Bağlanma sisteminin temel işlevleri olan ve önceleri anne-baba tarafından sağlanan yakınlık arama, güvenli bir sığınak ve keşif üssü olma işlevleri zamanla orta çocukluktan itibaren ebeveynlerden arkadaşlara doğru kaydırılmaktadır. Güvenli bağlanan ergenlerin özerklik tutkusu ve akranlarına yaklaşıp onlarla çoklu bağlanma ilişkileri kurmak istemesi beklenmektedir. Buna karşın güvensiz bağlanan ergenlerin ise (özellikle kaygılı-kararsız bağlanma biçimine sahip olanların) ergenlik dönemi dönüşümleri, kimlik ve sosyalleşme baskılarıyla birleşerek farklı sorunlara yol açabildiği öne sürülmektedir. Özellikle terk edilme ve sevilmeme gibi korkuların eşlik ettiği kaygılı bağlanma ergenin depresyon, yalnızlık ve dikkatini yoğunlaştırma sorunları yaşamasına yol açabilmektedir (Küçüködük, 2015).

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu Nasıl Geçer?

Ayrılma kaygısı bozuklukları yapılan birçok araştırmanın sonucuna bağlı olarak bilişsel davranışçı terapinin ilaç kullanma süreciyle karşılaştırıldığında daha etkili bir yöntem olduğu anlaşılmıştır.

 

 

 

 

 Kaynakça

Küçüködük, C. (2015). 3-5 Yaş arasında ve anaokuluna giden çocuk annelerinin ayrılma kaygısı ve bağlanma biçimleri ile çocuğun davranışları ve ayrılma kaygısı arasındaki ilişki: Bilişsel esnekliğin aracı rolü. (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Hacettepe Üniversitesi, Ankara.

Sevi Tok, E. S., Arkar, H. ve Bildik, T. (2016). Çocukluk çağı kaygı bozukluklarında bilişsel davranışçı terapi, ilaç tedavisi ve kombine tedavinin etkililiğinin karşılaştırılması. Türk Psikiyatri Dergisi, 27, 110-118.

Yıldız, C. (2008). Üniversite öğrencilerinin geçmişte yaşadıkları ayrılık kaygısı ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi üzerine bir araştırma. (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Selçuk Üniversitesi, Konya.