Danışma Hattı

0539 890 59 50

Cinsel Yönelim

Cinsel yönelim, kişinin hangi cinse karşı cinsel ilgi ve yakınlık kurduğuyla ilgilidir. Bir kişi karşı cinse, kendi cinsine veya her ikisine birden ilgi duyabilir. Sadece karşı cinse ilgi duyanlara heteroseksüel, sadece kendi cinsine ilgi duyanlara homoseksüel (eşcinsel), her ikisine de ilgi duyanlara ise biseksüel denir. Farklı cinsel yönelimlerin varlığı insan cinselliğinin çeşitliliğinin doğal bir sonucudur. Bu yönelimlerin hiçbiri diğerinden daha doğal, daha sağlıklı, daha üstün, daha normal değildir.

Cinsel yönelimi etkileyen biyolojik yatkınlıklar, cinsel organlar, genetik yapı ve hormonlar doğumdan önce belirlenir. Ancak doğuştan gelen bu özellikler cinsel yönelimin tek belirleyicisi değildir.

Cinsel yönelim sadece cinsel etkinlikle ilgili değildir; bir erkeğe heteroseksüel denilmesi için bir kadınla cinsel birlikteliği olması gerekmediği gibi, bir kadının başka bir kadınla ilgili cinsel fantezileri olması ya da cinsel ya da duygusal yakınlık duymuş olması tek başına o kişiyi eşcinsel yapmaz. Cinsel yönelim çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gereken ve kesitsel değil ama insan yaşamının geneliyle ilgili hangi cinse çekim duyduğunun değerlendirilmesi ile anlaşılabilir. Cinsel yönelim tercihe bağlı değildir.

Cinsel kimlik ile cinsel yönelim arasındaki farkı bilmekte de fayda var. Cinsel kimlik kişinin kendisini hangi cinsiyette tanımladığı ile ilgilidir. Yani kişi cinsel kimliğini belirtmek için ben kadınım ya da ben erkeğim der. Bu farkı bilmek bir eşcinseli yanlış yargılamamak açısından önemlidir. Örneğin bir erkek, erkeklere cinsel ilgi duyup hala erkek cinsel kimliğine sahip olabilir.

Cinsel Yönelim Nasıl Gelişir?

Cinsel yönelimlerin, kökenleri henüz bilimsel olarak gösterilmiş değildir. Her tür cinsel yönelimle ilgili genel kabul cinsel yönelimin bir seçim/tercih sonucu olmadığıdır. Zira bireyler hayatlarının herhangi bir döneminde hangi cinsiyetten kişilerden hoşlanacaklarına karar vermezler. Cinsel yönelim seçilen değil, fark edilen, karşı karşıya kalınan bir durumdur.

Cinsel yönelimin nasıl ortaya çıktığı ile ilgili yıllarca çeşitli alanlarda çalışmalar yürütülmüşse de tutarlı ve geçerli bir açıklamaya ulaşılamamıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalar genetik ve doğum öncesi süreçlere işaret etmektedir ancak tek belirleyenin bu etkenler olmadığı da gösterilmiştir. Kişilerde saptanan hormon düzeyleriyle, beyin yapısı ve işlevleriyle ilgili farklılıklarla, kişinin geçmişinde cinsel istismar olmasıyla, aile yapısıyla, ebeveyn özellikleri, anne veya babasıyla ilişkisiyle, kendi cinsi ve karşı cinsle ilişki denemelerinde olumlu/olumsuz yaşadıklarıyla, yineleyen denemeler sonucu öğrenmiş olmasıyla, bağımlılıkla açıklanamayacağı gösterilmiştir.

Değiştirilebilir mi?

Cinsel yönelimin insan yaşamı içinde değişkenlik göstermediği bilinmektedir. Ancak insan cinselliği çok boyutludur ve bireyin cinselliğiyle ilgili birçok özellik zaman içinde değişiklikler gösterebilir. Bu bağlamda yönelim değişmese de cinsel yönelimin bileşenleri olan istek, ilgi, düşünce ve davranışlarla ilgili değişiklikler olması mümkündür. En çok ergenlikte bedenin keşfiyle ortaya çıkan cinsel duygular önce bir şok yaratabilir. Bunu sıklıkla bir inkar evresi ve daha sonra da bir depresyon/öfkelenme evresi takip eder. Bunların nihayetinde kabullenme ve uyum evresine geçilir.

Bir eşcinsel için bunları paylaşacak biri olmaması, bunları konuşamamak ruh sağlığı sorunlarına yol açabilir. Kimlikle uyumsuzluk nedeniyle kafa karışıklığı yaşandığı, çevrenin homofobik tepkileri ve olası reddinden kaynaklanan korku, kaygı, suçluluk ve utanç duygularının belirgin olduğu bir döneme girilir. İşte eşcinsellerin terapiye ihtiyaç duyabilecekleri nokta budur.

Psikoterapistin bu süreçteki rolü kişiyi eşcinsel, biseksüel ya da heteroseksüel yapmak değildir. Karşılaştığı güçlükleri anlamasını, baş etmesini kolaylaştırmak, kendini olduğu gibi kabullenmesini kolaylaştırmak, homofobik (eşcinselliğe ve eşcinsellere karşı duyulan korku ve nefret) tepkilere karşı kendini savunma becerilerini akılcı şekillerde kullanıp, baskı ve inkâr gibi mekanizmaların yersiz kullanımıyla yüzleştirme, gelişiminin doğal seyrini tamamlarken yaşının gerektirdiği olağan becerileri edinmesini desteklemektir. Kişi önce kendini tam anlamıyla kabullenmelidir ki ailesine, arkadaşlarına ve hatta yabancılara karşı kendini koruyabilsin, özgüvenini yitirmesin.

Ruh Sağlığı Çalışanı Çocuğun ve Ailesinin Tarafındadır

Cinsiyet kimliği kişinin kendisini belli bir cinsiyet içinde algılayışı, benimseyişidir. Bu özelliğin çekirdeği yaşamın çok erken döneminde belirmektedir. Cinsiyet kimliği psikolojik ve sosyal gelişim sürecinde içerdiği pek çok ögeyle zenginleşerek erişkinde kimlik bütünlüğünün bir parçası haline gelmektedir. Bir çocuk ya da erişkinin, kendini erkek, kadın ya da herhangi bir cinsiyetle tanımlaması onun bedensel özelliklerini de, toplumda dışa vurduğu cinsiyet özelliklerini de mutlak bir şekilde belirlemez. Daha açık söylemek gerekirse, bedensel, ruhsal ve toplumsal açıdan doğru, doğal, sağlıklı, makbul tek bir erkek modeli, tek bir kadın modeli, tek bir cinsiyet modeli yoktur. Sanıldığının aksine, insanların cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadesi geniş bir aralıkta belirir, değişkenlik gösterir ve bireye özgüdür. Bu çeşitlilik tarih boyunca, farklı coğrafya ve kültürlerde gözlenebilen insani bir özelliktir.

Çocukta çekirdek cinsiyet kimliğinin nasıl belirdiği, nasıl geliştiği bu alanda yapılan araştırmalara rağmen bilinmemektedir. Dolayısıyla cinsiyet kimliğinin belirlenmesinin yetiştirmeyle, sosyal ilişkiyle ilgili olduğunu söylemek de, bedensel özelliklerin doğal sonucu olduğunu söylemek de doğru değildir. Bazı çocuklar doğduklarında bedensel özelliklerine bakılarak tayin edildiklerinden farklı bir cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadesi geliştirirler. Tayin edilen cinsiyetle deneyimledikleri cinsiyet arasındaki fark nedeniyle yaşanan hoşnutsuzluk ruh sağlığı uzmanlarının yardımını gerektirebilir. Bazı çocukların da cinsiyet ifadesi, oynadıkları oyunlar, oyun arkadaşları, giyim ve görünüm ile ilgili tercihleri, kendilerinden beklenen, tayin edildikleri cinsiyetle uyumlu görünmez.

Çocukluk döneminde cinsiyetle ilgili bu durumların ailenin, anne ya da babanın özellikleriyle, çocukla kurdukları ilişkiyle ilgili olduğunu öne sürmek doğru değildir. Bu durumları çocuğun kendi tercihi olarak yansıtmak da doğru değildir. Böylesi yorumlar bilimsel dayanaktan yoksun oldukları gibi, çocuğu ve aileyi suçlu, eksik, yetersiz hissettirmekten öte etkileri olmamaktadır. Çocuğun kendisini yetersiz hissetmesine neden olan durumlar onun utanması, kendini olumsuz değerlendirmesi, ergenlik ve erişkinlikte başta depresyon olmak üzere ruhsal sorunlar yaşama riskini arttırabilmektedir.
Bu durumlarla ilgili yardım arayana çocuk ve ailelere ruh sağlığı çalışanlarının destek sağlaması gereklidir. Ancak güncel psikiyatri, psikoloji ve tıp bilgisi çocuk ya da erişkinin cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi ve cinsel yöneliminin aile tarafından belirlenemediği, yönlendirilemediği gibi, ruh sağlığı çalışanlarınca da şekillendirilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Çocukluk veya ergenlik döneminde, yani erken dönemde, uzmanlarla yapılacak girişim ve sağlanacak destekle  cinsiyet kimliği ve ifadesinin beklentiye uygun hale getirilebileceği doğru değildir. Bu yönde iddiaların bilimsel dayanağı yoktur, böyle uygulamalar etik olarak sorunludurlar. Uygun olmayacak müdahalelerin erişkinliğe de uzanan olumsuz ruhsal ve bedensel etkileri olabilmektedir. Çocuk, ergen ve erişkin ruh sağlığı meslek örgütleri uzmanların bu uygulamalardan kaçınmalarını ısrarla önermektedir.

Ruh sağlığı çalışanlarına düşen çocuğun, ergenin ve erişkinin kendi cinsiyet kimliği ve ifadesini keşfetmesi sürecinde kişiye yardımcı olmak, kendi doğrularını yansıtmak ya da dayatmak değil; kendisini utanmadan tanıma ortamı yaratmaktır. Çocukların ve ailelerin yargılanmaya ve karşılığı olmayan ümitlere bağlanmaya değil, toplumda karşılaşabilecekleri olumsuz tutumlara başa çıkabilir hale gelmeye, desteklenmeye ihtiyaçları vardır. Ruh sağlığı çalışanı çocuğun ve onu seven, iyiliğini isteyen ailesinin tarafında olmalıdır.

Cinsel Eğitim Terapi ve Araştırma Derneği


Randevu Almak İster misiniz ?

Randevu Formu